BREAKING NEWS

Category 5

Category 6

Category 7

Category 1

Category 2

Category 3

Category 4

15 Ocak 2013 Salı

80 - 90 li yıllarında mı Çocuktun ? Biz Çocukken..


Nasıl oldu da hayatta kalmayı başardın ?

1.- Arabaların emniyet kemeri, kafalıkları ve kesinlikle hava yastıkları yoktu.

2.- Arka koltuk tehlikeli değil de eğlenceliydi.

3.- Bebek yatakları ve oyuncaklar renkliydi. Ya da en azından kurşunlu, muhtelif zehirli maddeler ile boyanmıştı.

4.- Prizlerin, araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizliyicilerinin üzerinde çocuk kilitleri yoktu...

5.- Kasksız bisiklete biniliyordu.

6.- Steril su şişelerinden değil de bahçe hortumundan ya da muhtelif başka kaynaklardan su içiliyordu...

7.- Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı hava kararmadan önce eve dönmekti.

8,- Cep telefonu yoktu ve hiç kimse nerelerde gezdiğimizi bilmiyordu. İnanılmaz ...

9.- Okul öğlen bitiyordu... Ve öğlen yemeği için evimize geliyorduk.

10.- Bir sürü yaramız, kırılmış kemiğimiz ve kırılmış dişimiz vardı, fakat hiçbir zaman birileri bu yüzden mahkemeye verilmiyordu. Kendimizden başka kimse sorumlu değildi.

11.- Bolca tatlılar ve tereyağlı ekmekler yiyorduk ve gerçek şekerli içecekler içiyorduk ve hiç kilo sorunumuz olmazdı - çünkü hep dışar da oynardık , aktif olarak ...

12.- Dört çocuk bir limonatayı paylaşabiliyorduk... aynı bardaktan içebiliyorduk ve kimse bu yüzden ölmüyordu.

13.- Playstation, Nintendo 64, X boxes, Vídeo oyunlarımız, 99 kablolu kanalımız , dolby surround, cep telefonumuz, bilgisayarımız, internet de chat odalarımız YOKTU. Onun yerine bolca ARKADAŞLARIMIZ vardı.

14.- Yürüyerek veya bisiklet ile uzakta oturan arkadaşlarımızı ziyaret edebiliyorduk, kapılarını çalıp hatta çalmıyarak içeri girip onları oyun oynamaya çağırabiliyorduk!!!

15.- Evet dışarda, o acımasız korkunç dünyada! Korumamız olmadan! nasıl mümkün oluyordu bu? Tek kale üzerine maç yapardık ve birisi takıma alınmadığında psikolojik travma oluşmuyordu ya da dünyanın sonu gelmiyordu.

16.- Bazı öğrenciler diğer öğrenciler gibi başarılı değildi ve sınıfta kalabiliyordu. Fakat bu yüzden kimse Psikoloğa ya da Pedagoğa gönderilmiyordu. Kimsede Dislexia, konsantrasyon sorunu veya hiperaktivite yoktu, basitçe o okul yılını tekrarlıyordu.

17.- Özgürlüğümüz , üzüntülerimiz , başarılarımız , görevlerimiz vardı ...ve bunlar ile yaşamayı öğreniyorduk.

Soru: nasıl oldu da bütün bunlara rağmen hayatta kalmayı başardık ?

Daha da önemlisi kendi kişiliğimizi bu şartlar altında nasıl oldu da geliştirebildik ?

Sen de bu jenerasyondan mısın ?

Şimdiki çocuklar büyük bir olasılık ile bizim yaşama şeklimizi sıkıcı bulacaklar - fakat- bizler çok güzel ve mutlu yaşadık !

Değil mi ?

3 Ocak 2013 Perşembe

Güzel Bir Hikaye

Genç bir Yönetici, yeni Jaguarı içinde kurulmuş, biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine, yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca frene yüklendi . ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti.
Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi yakında park etmiş olan bir . arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken de bağırıyordu : Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu ?

”Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi. “Lütfen, amca, lütfen kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim, bilemedim. Taşı attım çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı. Çocuk, gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park etmiş bir aracın arkasına işaret etti. “abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü ve ben onu kaldıramıyorum.”

Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama sordu : “Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz? Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.
Ne diyeceğini bilemez halde, genç yönetici boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye çalıştı.
Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam, abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş . yavaş uzaklaşan çocuğun ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve yol ona çok uzun geldi. .
Arabanın yan kapısında taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiçbir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, şu mesajı hiç unutmamak için sakladı :
Hiçbir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme.
Yaratıcı ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda kalır.


Fısıltıyı dinle… veya taşı bekle. Seçim senin.

19 Aralık 2012 Çarşamba

Toplu Taşıma ile 3 Çocuk Projesi

Günaydınnn 

Yetkililere sesleniyorum;

Gençlerin evlenip yemeden içmeden 3 çocuk yapmasını isteyen şahsiyetler; İstanbulda toplu taşımalara bir el atın be, Zorunlu sürtünme sigortasından çocuk yapacaklar çok az kaldı...




www.fatihbostancioglu.com

14 Aralık 2012 Cuma

Bir Kaç Cümle ile Mutluluk



“Ben 5 yaşındayken annem her zaman bana mutluluğun hayatın anahtarı olduğunu anlatırdı. Okula başladığım zaman sınavda bana büyüyünce ne olmak istediğimi sorduklarında ‘mutlu olmak istiyorum’ yazdım. Onlar bana soruyu anlamadığımı söylediler, ben de onlara onların hayatı anlamadığını söyledim.”

John Lennon



13 Aralık 2012 Perşembe

Kirlenmek Güzeldir :)

Sevmek, inanmak ve Aşk ;

     "Seni Seviyorum" diyen bir insana bakışın ile "Sana İnanıyorum" diyen bir insana bakışın bir olamaz. Olayın başında yatan sevmek/inanmak sona atılır hep, önce "Aşık" olursun adına "Seni seviyorum" dersin. sonra hata yaparsın/yapar olan "Sevmek" ' e olur. Hayat boyu kirlenen, bekleyen ve hep karşılaşılan anlar olmuş.

     Malum @Omo gibi kirlenmek güzeldir demek geliyor içinizden evet bende onu diyorum, asıl olan kirlenmek güzeldir, sevmek güzeldir inandırır bir inanç sistemidir. Aşk kör eder, ağlatır böyle insanı bir garip yapar aşık olup da iyi olanı görmedim desem yalan söylemem ( tamam istisnalar olabilir ).

     İnanmak için kendini zorluyorsan sevmiyorsun demektir. Aşıksan zaten ikisinin farkında değilsin demektir. Uyanın ve kendinize gelin gençler, uçmayın, yakmayın, yıkmayın ortalığı hayır sonra oturup ağlıyorsunuz bir şey anlatmaya da gelmiyorsunuz. Her şeye "evet haklısın, hayvan herifmiş / bi acayip kızmış " muhabbetleri oluyor. " Aa yuh artık " mı dedin. Ee kapatmışsın perdeleri bak dışarıda ne oluyor....

Fatih BOSTANCIOĞLU

1 Aralık 2012 Cumartesi

80lerde Yaşamak...

Biraz zaman önceydi, hani fazla betonun olmadığı müstakil tek katlı bahçeli evlerin yoğunlukta olduğu, içlerinde yaşayan insanlarında evleri kadar temiz, misafirperver, dürüst, saygılı, hatırı sayılır şimdinin menfaati o zamanın sadakati olduğu zamanlar. Doğal gaz olarak kuru fasulye kullandığımız ısınmak için soba kullandığımız o değerli yıllar. Akşam olurdu kestaneler gelirdi, elimize birer bıçak alır üstüne birer çizik atardık neymiş pişmesi kolaylaşırmış, yemek için bu kadar sabırsız olur mu insan oluyordu işte... Sabah hiç çekilmezdi akşamdan kalan küllerin o temizliği, tamam ben yapmazdım ama arkadaş o ses yok mu? deli ediyordu adamı. Sabah çizgi filmleri vazgeçilmezdi, sabahın köründe uyanırdık bizim tom ve jerrymiz, bugs bunnymiz, taş devrimiz, ayı yogimiz, ninja kaplumbağalarımız, Heman'imiz,   richie rich' imiz, temel reisimiz ve daha aklıma gelmeyen neler neler vardı, dışarı çıktığımız da oynayacak yerimiz ve oynayacak dolu oyunlarımız vardı. Tweetterımız yoktu ama tweetymiz vardı :) 


Bir poşet misketim vardı, toprağa dizerdik renkli, kemik artık ne varsa baş misketi seçer sallardık, çok stratejik oynardık :) vurduk mu baştan sanki 6 hafta devreden süper loto bana çıkmış gibi sevinirdim gerçi kaybeden arkadaşlarımda 1 puanla o kuponu kaçırmış gibi üzülürlerdi. Bisiklet sevdası vardı yeni yeni sahip oluyorduk, onun gezmek şimdinin 4 çeker subarusu ile gezmek tadındaydı. Allahım enerji patlaması yaşıyormuşum yazarken hayal ediyorum da ulen biraz yerimde dursam olmazmış he :). 
Kar yağdığında bile ayrı bir aşkla dışarı fırlardık 80 lerin çocukluğu da çocuklukmuş be şimdikiler neyi yaşıyor ki, ataride kaset takıp mario oynamak paha biçilemezdi, nasıl bir prensesse biz kurtarırdık o yakalanırdı gözü başkasında bizimki anlamıyor :), mavi önlükler okul zamanları, akşam 7 olduğunda bağıran anneler, top oynamak için sokak sokak gezen çocuklar ve fırmala Alf evde birşey geziyor, konuşuyor ama nasıl birşey şimdiki zamanda bile çözebilen çıkmamış :) 

Ve o dizi A takımı bu adamların yanında Muhteşem Yüzyıl saçmalığın master degreesi yani kara şimşek vardı araba ile konuşuyordu herif  " Kit napıyon bea, iyi bea" 

80 lerin insanları dinlemek zevklidir, anlatacakları çok şey vardır, ayrıcalıklıdır, bu tip yaşantıların son neslidir. 

Fatih BOSTANCIOĞLU







30 Kasım 2012 Cuma

21 Aralıkda Ne Olacak?

Bazı insanların bu garip inançlarına hiç anlam verememişimdir. Alın bu düşüncelere göre hazırlanmış bilimsel açıklama.

Kaynak: Hurriyet.com

NASA'dan kıyamet iddialarına açıklama;

Soru: 2012’de Dünya’ya yönelik herhangi bir tehdit söz konusu mu? Birçok internet sitesi dünyanın Aralık 2012’de sona ereceğini yazıyor.

Cevap: Dünya 2012’de sona ermeyecek. Gezegenimiz 4 milyar yıldan fazladır sağ salim idare ediyor ve dünyanın dört bir yanındaki güvenilir bilim insanları 2012’yle ilgili bir tehdit olmadığını biliyor.

Soru: Dünyanın 2012’de sona ereceği tahmininin kökeni nedir?

Cevap: Bu hikaye Sümerlerin keşfettiği öne sürülen Nibiru isimli gezegenin Dünya’ya doğru ilerlediği iddialarıyla başladı. Bu felaketin önce Mayıs 2003’te meydana geleceği öngörüldü. Sonra bir şey olmayınca tarihler Aralık 2012’ye çekildi ve antik Maya takviminin 2012 kış solstisinde sona erişiyle bağlantılandırıldı. Dolayısıyla da kıyamet günü 21 Aralık 2012 oldu.

Soru: Maya takvimi Aralık 2012’de mi sona eriyor?

Cevap: Mutfak duvarınızdaki takvim 31 Aralık’ta sona erdiğinde zaman bitmediği gibi Maya takvimi 21 Aralık 2012’de sona erdiğinde de zaman bitmiyor. Bu sadece Mayaların uzun sayım süreçlerinden birinin sonu. Ancak tıpkı 1 Ocak’ta yeni bir takvimin başlaması gibi Maya takviminde de yeni bir uzun sayım başlayacak.

Soru: NASA 23 Aralık-25 Aralık tarihleri arasında bir “tam karartma” bekliyor mu?

Cevap: Kesinlikle hayır. Ne NASA ne de başka bir kurum böyle bir karartma bekliyor. Bu meseleyle ilgili bazı yalan haberlerde “Evren’deki sıralanma”nın böyle bir karartmaya neden olacağı ifade ediliyor. Böyle bir sıralanma söz konusu değil (ayrıntılı bilgi için bir sonraki soruya bakınız). Hatta bu söylentinin bazı versiyonlarından NASA Direktörü Charles Bolden’dan bir acil durum mesajı da yer alıyor. Bir kamuoyu bilinçlendirme kampanyası kapsamında çekilen bu videolu mesajda Bolden insanları acil durumlara hazır olmaya çağırıyor. Ancak kesinlikle bir karartmadan bahsedilmiyor.

Soru: Gezegenler Dünya’yı etkileyecek şekilde sıralanabilir mi?

Cevap: Önümüzdeki birkaç onyılda önemli bir gezegen sıralanması beklenmiyor ki böyle bir durum gerçekleşse bile etkisi Dünya üzerinde ihmal edilebilir değerde olacaktır. Örneğin 1962’de, 1982’de ve 2000’de önemli sıralanmalar meydana geldi. Her yıl Aralık ayında Dünya ve Güneş Samanyolu Galaksisi’nin merkezine yakın bir noktayla aynı hizaya gelir. Ancak bu herhangi bir sonuç doğurmayan sıradan bir durumdur.

Soru: Dünya’ya yaklaşan ve gezegenimizi büyük bir yıkımla tehdit eden Nibiru, X Gezegeni ya da Eris diye bir gezegen ya da kahverengi cüce var mı?

Cevap: Nibiru ve diğer ilerleyen gezegenlerle ilgili hikayeler internetteki uydurmacalardır. Bu iddiaların herhangi bir temeli yoktur. Eğer Nibiru ya da X Gezegeni gerçekse ve 2012’de Dünya’yla karşılaşacaksa, astronomlar bunu en az 10 yıl önce fark ederlerdi. Dahası bu gezegenler şu an çıplak gözle görülebilir halde olurdu. Belli ki böyle bir şey yok. Eris gerçekten var. Ancak o da Güneş Sistemi’nin dışında kalacak Pluton gibi bir cüce gezegen; Dünya’yla arasındaki mesafenin 6 milyar 437 milyon 376 bin kilometrenin altına düşmesi mümkün değil.

Soru: Kutup kayması teorisi nedir? Dünya’nın kabuğunun en fazla birkaç gün içinde çekirdek çevresinde 180 derece döneceği doğru mu?

Cevap: Dünya’nın dönüş yönünün değişmesi imkansız. Kıtaların yavaş da olsa hareketinden söz edebiliriz (mesela Antarktika yüzlerce milyon yıl önce Ekvator çevresindeydi) ancak kutup rotasyonunun ters döneceği iddialarıyla bunun bir ilgisi yok. Ancak birçok felaket sitesinde insanları kandırmak için böyle şeyler yazılıyor. Bu sitelerde rotasyon ile Dünya’nın manyetik kutupları arasında bir ilişki olduğu öne sürülüyor. Bu rotasyon düzensiz bir şekilde meydana geliyor ve ortalama 400 bin yılda bir tersine dönüyor. Bildiğimiz kadarıyla bu manyetik dönüş Dünya’ya zarar vermiyor. Bilim insanları manyetik dönüşün önümüzdeki birkaç binyılda yaşanmasının olası olmadığına inanıyor.

Soru: Dünya 2012’de bir meteor çarpması tehlikesiyle karşı karşıya mı?

Cevap: Dünya her zaman kuyrukluyıldızların ve göktaşlarının hedefi oluyor. Ancak çok büyük çarpma olayları çok nadiren yaşanıyor. Son büyük vaka 65 milyon yıl önce meydana gelmiş ve dinozorların nesillerinin tükenmesiyle sonuçlanmıştı. Bugün NASA astronomları Uzay Koruma Araştırması’yla Dünya’ya yakın göktaşlarını çarpmadan uzun bir süre önce bulabiliyor. Dinozorları öldüren kadar büyük bir göktaşı olmadığını daha önce belirlemiştik. Bütün bu araştırmalar açık bir biçimde yürütülüyor ve sonuçlar her gün NASA’nın ilgili sayfalarında paylaşılıyor. Kendiniz de 2012’de bir tehdit olmadığını görebilirsiniz.

Soru: NASA uzmanları 2012’de dünyanın sonunun geleceği konusunda ne düşünüyor?

Cevap: 2012’de bir felaket ya da dramatik değişimler olacağı iddialarını bilim insanları açıklamış mı? Kanıt nerede? Yok. Kitaplarda, filmlerde, belgesellerde ve internette yer alan kurgusal iddialar şu basit gerçeği değiştiremez: Aralık 2012’de olacak şeylerle ilgili bir kanıt yok.

Soru: 2012’de yaşanacak büyük Güneş fırtınaları gerçek bir tehdit teşkil ediyor mu?

Cevap: Güneş’teki faaliyetler bir çevrim halinde yaşanır ve her 11 yılda bir zirvesine ulaşır. Bu zirvelere yaklaşılan dönemlerde fırtınalar uydu iletişimini kesintiye uğratabilir. Ancak mühendisler şu an güneş fırtınalarına dayanıklı sistemler geliştirmekle uğraşıyor. Ancak 2012’yle ilgili bunun dışında özel bir risk yok. Bir sonraki zirve 2012-2014 döneminde yaşanacak ve ortalama büyüklükte bir çevrim olacak. Endişeye mahal yok!

Öfkelenince Neden Bağırırız?

Öfkelenince neden bağırırız?

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.

Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”

“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.

 
Copyright © 2013 Fatih BOSTANCIOĞLU | Kişisel Blog Sayfası
Powered byBlogger